Konusu
: " Kendiniz, yakın ve uzak gelecekteki yaşamınız hakkında ne düşünüyorsunuz ? "


Yazar rumuzu:zaman435
Eser sıra no:110203eser02


RUHUMA SİNMİŞ DERİN KORKULARIM

Herkesi koruduğum kadar koruyamadım kendimi. Belki de taşıdığım bedenin sadece vurup, kırmalarla zarar göreceğini düşünmeye başladım. Çıkar ve bencillik etrafında dönen insanları ilk görüşümdeki tepkiyi sürdürebilseydim eğer içimde bir “ben” taşıdığımı unutmazdım. Yüreğinin acısını karıştırabilir mi insan küçükken acıyan dizinin ağrısıyla?

Ben insanları birbirinden ayırt edemediğim gün sordum bu soruyu kendime. Çünkü birbirinden hiç farkları olmadan aynı bencilliğin etrafında yürüyen insanları görmem aslında küçükken kanayan dizimin en büyük acı olduğunu sanan şımarıklığımı; şimdilerde acıyan yüreğime gösterecek kadar umudumun kalmamasındandı. Kendimi de o an tanımaya başlamıştım ve yine o an anlamıştım şımarıklığımın beni koruyan tek erdem olduğunu. Canımın yanmasına izin vermezdim, hesabını sorardım kızgın ve minik yüreğimle. Annem ise şikâyet ederdi şımarıklığımdan. Saçımın teline zarar gelse fırtınalar kopartan annemin yüreği nereden bilecekti ki minik yüreğimin o an koruduğunu yapacak kadar gücümün kalmayacağını?

İnsan büyüdükçe değil yüreği kanadıkça, iyi kileri yerini keşkelere bırakınca büyürmüş meğer. Ben de babamın elimi bırakıp, ilk adımımı attığımda o koca adamın yüzündeki mutluluğu kaybettirmekten korktuğum gün büyüdüm. Anladım ki ben korkularım yüzünden kaybediyorum. Bir selin ortasında kalan küçük çocuk nasıl tutunursa onun sürüklenip gitmesine izin vermeyen o dala ben de öyle tutunuyorum hayallerime, umutlarıma. Ama yine de çok korkuyorum o dalın kırılıp zamanın beni sürüklemesinden. Korktukça daha çabuk kırılıyor umutlarım. Yüreğimin bunları haykırışını duyduğum gün beynimin de aynı şeyleri söylediğini fark ettim.

Garip ama beynimle yüreğim sadece kendimi düşünürken aynı tartıyı koyuyor vicdanıma. Sanki umutlarımda, sevgilerimde, nefretlerimde benden izler yokmuş gibi değiştiriveriyorlar vicdanımın terazisini. Belki de nefretimde, sevgimde olamadığım kadar, kendimden kaçışlarımda kendimi bulduğum içindir. Ya da sevdiğim insanı ararken bile daha çok kendim oluşumdandır. Çünkü ben aslında kendi hayallerimi ararım, olamadığım içinde büyütüp, sakladığımı ararım sevdiğimi ararken. O yüzden daha çok kendim olurum sevdiğimi arayışlarımda; kaybolsam bile.

Acı ne hissettirir bilmiyorum -bu kadar düşmanlaşmamıza rağmen- . İnsan düşmanını iyi tanımalı derler ya ben hala tanıyamadım acı ne hissettirir. Yakar derler ya canım yanıyor derler. Ben neden bu kadar üşüyorum o zaman anlayamadığım, anlatamadığım duygularımla? Çünkü korkmaya ve kaybetmeye devam edeceğim. Sevgi nasıl işlediyse ruhuma korku da öyle sindi. Kendimden vazgeçemeyeceğime göre korkmaya devam edeceğim. Bazen deli cesareti verse de yapabileceklerimin çoğunu yapamayacağım. Hayallerimi kurmaya devam edeceğim belki ama onların arkasında duracak cesaretim olmayacak; nefretimin arkasında durduğum cesaret kadar. Beni ben yapanlara değer verdiğim kadar beni ben yapmasını istediklerime değer vermeye devam edeceğim. Kaybolmaktan yorulmuş bir denizci gibi aramaktan yorulacağım. Çünkü kendim gibi bu kadar çelişkili ama biraz da uyumlu birisini aramak için aslında sonsuz gibi görünen; en alçak denize yelken açacağım. Denizler de öyle değil midir? Bakarsınız içinizdeki boşluğu doldurur, her şeyi bir anda çekersiniz içinize; denizin kokusuyla beraber ama en derinine gittiğinizde aslında o kadar sonsuz olmadığını anlayıp geri bırakırsınız bütün acabalarınızı. Ben de deniz gibi çelişkiliyim.

Benim limanım başkalarının daha önce aradığı ama fark edemediği; aynada tersten okunan harfler gibi olmalı. Dışarıdan gelen her şeyi uzak tutmalı bizden ve savaşı bizle değil bizi gölgede bırakan; benle, senle, onunla, sizle, onlarla olmalı ki kendi aydınlığımızı koruyalım. Ben aydınlık olmaktan çok gölge olmayı özleyeceğim günlerden de korkuyorum. Aydınlatmak, bir şeyleri açığa çıkarmak sorumluluk ister. Ben ki hayatım boyunca çoğu sorumluluğumu yerine getirdim ama bir tek kendimi açığa çıkarmak konusunda yetersiz kaldım, yapamadım. Zarar gelmesinden, onunda ellerimde bayat bir ekmek gibi ufalanmasından korktum. Korkum galiba beni ben yapan ama aynı zamanda sevdiğim insan yapamayan tek şey.

İnsan ağlar, haykırır, küfreder belki ama eninde sonunda düşüncelerini, hissettiklerini dışarı döker, kusar adeta. Ben bunların hepsini aslında yapıyorum ama çok daha farklı bir şekilde. Yazıyorum. Canımı yakanların canını, yazarak yakıyorum. Kısasa kısaslarımı yazarak yerine getiriyorum. Böylece bana yaptıkları gibi değil; canlarını yakmadan insanların; düşüncelerimi kalemimin tartısına koyuyorum. Zaman da gösteriyor ve gösterecek ki istemsiz dökülmez nefretler, aşklar, mutluluklar kâğıda. Ben kendimden kaçsam da, yıkılsam da, yıksam da; kendimi, uçsuz bucaksız bu denizi, kalemden yelkenlimin terazisine bırakacağım. Bazen rüzgâr savursa da vicdanımdaki farklar asırlık değil anlık olacak. Ben kalemle keşfettiğim bu denizi üç noktayla uğurlayacağım. Çünkü korkularım yüzünden yarım kalacağım…


önceki eser / sonraki eser